Ana içeriğe atla

Her Deli Yazmaz Ama Her Yazar Delidir

 Sabahlara uyanmamak, gecelere uyumamak; benim gibi bir adama mı özgüdür. Sabahları ağzında kesif bir sigara tadıyla uyanmayı bir ben mi bilirim. Damağımda bir hissizlikle uyanıyorum her sabah. Bildiğim kadarıyla sigara yüzünden. Öyle bir tatsızlık oluyor ki ilk dişlerimi fırçalıyorum. Macunun tadını almak rahatlatıyor beni. Biraz peynir atıyorum ağzıma sonra. İşte o zaman damağımın tadı geliyor. Bilmediğim kadarıyla da yaşadıklarımdan bu tatsızlık. Bunun için ne yapacağımı ise bilmiyorum. Zaman makinesi olsa yapar mıydım, yapmazdım. Çünkü bu insanlar bir yolunu bulur, zaman makinesini bile mahvederdi. Yani onunda dolandırıcılığı olurdu. Bilmediklerime bir şey yapmayalım o yüzden, geçelim...
  Geçelim dedim de bırakmalı mıyım sigarayı? Sigaranın edebiyatı var bana göre. İçki içmiyorum, o yüzden içkinin edebiyatı olmaz. O da bana göre tabi. Sigara böyle kendini yavaşça zehirlemek gibi. Her gün biraz daha zehir. "Her gün biraz daha zehir, yaşamı yaşanılır hale getirir." bu da yeni sloganım. Şimdi yazarken buldum. Bir kitabım var sigara üzerine. Tam 365 sayfa. Neden içtiğimi yazdım; olaylar örgüsü içinde. Kitabın sonuna da "Bütün yazdıklarım içme sebebimdir. Yazmadıklarım ise içilmemesi için gerekli sebeplerdir. Onu da sigara içmeyenler yazsın, bekliyorum." yazdım. Hâlâ bir cevap gelmedi yani bekliyorum. Peki niye bırakmıyorum sigarayı? Ben bir şey beni terk etmeden bırakamam. O terk etmeli ki bırakabileyim. Mesela sigarayı bıraktığım yerde bulamazsam, içmem. Bir süreliğine terk etti demek beni. Sorun değil gelmesini beklerim. beklerim ben ve beklediklerimi yazarım.
  Şu an 56 yaşında yalnız bir adam olarak, beklediklerimi yazıyorum. Hayat beni beklemeye almış. Şu beklentiler arasında bir kızım olsun isterdim. Saçları şiirden, gözlerinin hikayesi olan ve hayatı kocaman bir roman. Güneş saçlarını farklı renklere boyasın, yağmur  yaşları olsun yüzünde göz yaşları yerine, isterdim bunları. Şimdi soracaksınız "Evlendin mi?" diye. 56 yıllık ömrümde evlenmiş olabilirim. Ama aşık olduğuma eminim. Saçları şiirdendi, ne yazık ki hikayemiz roman olamadan yarım kaldı. İçimi yakansa hikayesine olmayacak bir adam aldı. Ve vasat dahi denilemeyecek bir roman çıktı ortaya. Yüzünü gözyaşları ıslattı. Ne yapabilirim dediğim gibi bırakmam için terk edilmem gerekirdi. Oysa basit bir terk edilme olmadı. Kimsesiz oldum ben. Şimdi soruyorum size ben evlenmiş miyimdir? Siz verin cevabını.
  Düzenli şeyler var hayatımda. İki sadık olanım var mesela. Kitaplar ve değerli okurlarım onlar tabi ki. İnanmazsınız ama okurlarım gelip evimde kalır. İmza günlerinde ben de onlara misafir olurum. Evimi şenlendirirler, yaşanmışlıklarımın arasına bir nebze yaşam karışır. Hepsi evlatlarım ama aralarında büyüklerim ve ahbaplarım var. Ve genellikle gençler bana nasıl bir insan olalım der. Cevap hiç değişmez "Benim gibi olmayın yeter." derim.
  Kitaplarım, benim güzel kütüphanem! Nefes aldığını duyarım bazı geceler. Kağıtların sesi, kelimeleri dolar geceye. Hiç terk etmediler beni. Hele kokuları, oksijenden kıymetli gibi. Bazen kızdığım zamanlarda; "Sizin de ayaklarınız olsa sizde terk ederdiniz beni." diyorum. Ederler miydi? Hayatı terk edilmişliklerle dolu bir insanın tüm samimiyetiyle söylüyorum ki "Terk edilmezlerdi." Kokularından bilirim vefakardırlar.
  Ve yazdığım karakterler var. Onları özgür bırakırım hep. Aranıza karışırlar, haberiniz olmaz. Sonra misafir olurlar, dedikodunuzu yaparız. Öyle kendimizce muhabbetlerimiz. Onlar benim parçam. Anlaşamadığımız zamanlarda oluyor. Beğenmiyorlar beni, yalnızlığımdan dem vuruyorlar. Bilmiyorlar ki yalnızlığım olmasa onlarda olmazdı. Ama bozmam onları hiçbir zaman. Başına gelenlerden Allah'ı suçlayan insan var. Halbuki kalpleri kadarlar. Kalplerinin ekmeğini yiyorlar. Bir yazarında dediği gibi "Herkes kalbinin ekmeğini yer, lezzetinden şikayet eden varsa önce kendi kalbini temizlesin." Durum bir çoğumuz için bundan ibaret. O yüzden karakterlerime bir şey demiyorum. Zamanın ateşinde pişecekler.
  Böyle işte biraz deli, biraz yazarım...
  Bu cümleden ibaretim. Ailemi mi soracaksınız? "Bir ton ton annem var kokusu huzur olan, bir babam var ki sakalları tecrübe olan. Bir de kız kardeşim var, işte o benim iyi yanım." bunları yazmayı çok isterdim. İsterdim böyle bir ailem olsun. Ama dedim ya terk edilmişim diye. Bu benim suçum değil biliyorum. Ama bildiklerimiz bazı acıları hafifletmiyor. Bazı acılara kabuk bağlatmıyor.
  Daha gencim, 56 yaşındayım. Belki ailemi bulur, belki hikayemizi tamamlar roman yaparız. Yaşayacaklarım ve yazacaklarım çok daha.
  Yazanlar da çok. Ama çoğu delirmemiş. İçlerinde sağlam delilerde var. İşte onlar sağlam yazanlar. Kızmasınlar bana delirdiklerinde asıl şimdi yazmaya başladıklarını anlayacaklar. Ben biraz deli, biraz yazarım. Sakın beni mutsuz sanmayın. Kırılan insanın kırıklarından acı sızar. Benim sızılar okyanus kurma peşinde. Bilmem ki günün birinde bir atlasta "Sızılar Okyanusu" diye adımız olur mu?
  Mutlu insan; kendini kandırmayan insandır. O yüzden kendimi kandırmıyorum. Yani mutluyum. Mutlu şeylerde yazarım, diyorum ya "Gencim yazacaklarım ve yaşayacaklarım çok." diye.
  Gece olmak üzere, dışarı da kar var. Ben dünyada bir yerlerden yazıyorum. Ve ben yaşlı bir adamım yoruldum. Unutmayın: "Her deli yazmaz ama her yazar delidir." Deli yazarlara, yazan delilere selâm olsun. Ve aklınızda bulunsun; "Biz deliyiz, diğerleri sadece sisteme boyun eğip akıllı taklidi yapanlar..."
 
"Aşkı Zikreden Yazar"
 
(Yazmak, mutlu olmak benim için yazdıkça mutlu oluyorum. Blogumda yazdıklarım benim çakıl taşlarım. Roman ise benim için her şeyiyle tamamlanmış ve nefes alan insanların yaşadığı bir ev. Ben evim için çakıl taşları biriktiriyorum. Hikaye denemeleri yaparak duvarlarını örmekteyim. Bir gün inşallah penceresinden bakıp insanları inceleyebileceğim.
Yazdığım içinse küçük bir karakter yazmaya ısınma turları diyebiliriz. Belki günün birinde elinizdeki kitabın baş karakteri olacak Deli Yazar'ımız. Önü açık gibi duruyor. Ne dersiniz?😊😊 Bu arada sigara içmiyorum. Ama yazarken böyle bir adamın varlığına inandım. Böyle yazdım. Sigara içmesem de tasvirlerime inandım. Çevremde sigara içen, yani yazılarımı okuduğum-sigara içen-biri olmadığı için o yüzden soramadım; oldu mu diye...Delilik bunu gerektirir, deli hissetmeyi. Belki neden içmemeli diye bir cevap yazısı yazarım. Deliliğin bir sınırı yok ne de olsa. Delirecek kadar akıllı olun, gerisi hallolur. Sevgilerimle...😉😉💓)

Yorumlar

  1. Böyle deliye can kurban..😃Kaleminize,yüreğinize sağlık.Evin penceresinden bakmanıza az kalmış anlaşılan.Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çook teşekkür ederim, çok mutlu ettiniz beni. Sağolun, sevgilerimle...:)))

      Sil
  2. Ay dedim, Büşra Büşra değil de orta yaşlı biri mi :))) Nasıl girdin o karaktere ya da o nasıl girdi hikâyene? Sigara... Ben içiyorum, ancak içen biri kadar ılımlı yaklaşmışsın. Aynı öyle. Yavaş yavaş zehirlenmek belki ama ruhumuzun çektiği işkencelerden daha zararlı değil bence. İnşallah bir gün kaliteli bir deli olurum ve her yazdığım beğenilir. Zira yazmaya aşığım. Acıları seviyorum, acıyınca daha hissederek yazıyorum. Kutlarım Büşra. Yaşına göre mükemmelsin. Sevgiler kızım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ece Ablam bu güzel içten yorumun için çok teşekkür ederim. Senden bunları duymak ne güzel :)) Senin yazdıkların zaten çok güzel, inşallah hakkettiğin yerlere gelecek, ulaşman gereken insanlara ulaşacaksın. Acıyı sevmek, çok katıldım. İnsana daha iyi yazdırdığına inanıyorum. Birde ruhum her yaşı seviyor belli ki :))) Ve insanları dinlemeyi, ben nasıl hissederdim gibi soruları sevmeyi çok seviyorum. Empati diyelim. Sevgilerimle, blogda tanıdığım güzel kalpli ablam...:)))

      Sil
  3. Bir delilik daha olsa da sigarayı da bıraksa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah inşallah bir yazı yazabilirim cevap olarak belki bırakırsınız. Aslında sizin bırakabileceğinizi düşündüm. İnşallah bırakırsınız. Sevgilerimle :)))

      Sil
  4. Maraqlı bir obrazdır. Məncə də önü açıqdır. Dəlidir amma bir o qədər də dərdlidir sanki, qəbul etmək istəməsə də. Həyatını incələsək çox şeylər çıxacaq məncə. Qələminizə sağlıq. Sevgilər.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ne güzel yazmışsınız derdi olmasa olur mu bunlar değil mi :)) Rabbim her birimizin önünü açsın inşallah. Sevgilerimle...:)))

      Sil
  5. Yazinin basligini cok begendim. Bana sorarsan sen de saglam delime yolunda ilerliyorsun.:)) Okurken birinin gercek hayatini aktariyorsun sandim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu çok önemi öyle hissetmeniz ne güzel :))) Evet inşallah sağlam delilerden olacağım, bakalım nasip :)) Ve beğenmeniz beni çok mutlu etti. Sevgilerimle...:)))

      Sil
  6. öncelikle sahiden güzel bir yazı olmuş. ancak birkaç düzeltmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. birincisi ''56 yıllık ömrümde evlenmiş olabilirim. Ama aşık olduğuma eminim. '' burada bir anlam bozukluğu var. ya bağlaç kalkmalı ya da bir yerlerde bir olumsuzluk eki bulunmalı. bunun dışında okurken beni duraksatan. bir cümleyi tekrar okumama sebep olan. birkaç yazım yanlışı var. özellikle de delerin yazımı ile ilgili.

    bunların hepsinin ötesinde. sigara içen biri olarak ben yazdıklarınızı başarılı buldum. hakikaten. o romanı yazacaksınız bence. ancak sigaraya bu kadar tutkun biri uyandığında ilk olarak sigara yakar. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "56 yıllık ömrümde evlenmiş olabilirim. Ama aşık olduğuma eminim." bu kısmı bilerek böyle yazdım. "Olabilirim" derken olmamış olma ihtimali de var. Yani olmuşta olabilir. Bunu biraz okuyan kişiye bıraktım. Açıklayacaktım yazarken ama vazgeçtim. Ve imlalara dikkat etmeye çalışıyorum. Zaten hiç sevmem bu yazım kurallarını ama elimden gelen bu. Ve dediğiniz gibi yazım kurallarına dikkat ederek yorum yapmış olsaydınız daha kolay okuyup anlaşılırdı.
      İnşallah bir gün o romanı yazarım, teşekkür ederim. Dediklerinize de tabi ki dikkate alacağım. Tavsiyeleriniz için de teşekkür ederim...

      Sil
  7. Genele baktığımda beğendiğimi söyleyebilirim yazını. Özellikle aralarda oldukça dikkat çeken cümleler var. Zekice kurulmuş tasvirler çok hoşuma gitti. Biraz daha üzerine düşüp eksikleri halledersen roman bile çıkabilir neden olmasın. Sadece cümlelerin birbiriyle bağlantılı olduğundan emin ol. Özellikle paragraf içindeki cümleler birbiriyle alakalı bir şekilde ilerlemeli ve sonlandırılmalı. Daha sonra paragraflar bir bütün oluşturmalı. Her bölümde bu detaylara dikkat edersen genel kurgu ve bütünlükte sıkıntı çekmezsin. Yazmaya devam et mutlaka.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yorumunuz için. Evet dediklerinize katılıyorum. Zaten yazdıklarım çakıl taşlarım benim. Pürüzleri olduğunun farkındayım. Ama yazdıklarınıza dikkat edeceğim. Başka türlü eksiklerimizi gidermek nasıl mümkün olabilir. Ve Rabbim müsaade ettiği sürece kalemim yazmaya devam edecek. Sevgilerimle...

      Sil
  8. Ben duvarlarını ördüğün evlerin sonunda bir ev değil, villa ortaya çıkacağını düşünüyorum. Ve baş karaktere bayıldım... Bir gün eminimki sana senin kitabını imzalaman için sırada olacağım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani ne diyebilirim ki okurken yorumunu gözlerim kalp şeklini aldı. Hislerimi nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Ve emin ol ki bir gün yazarsam "Teşekkür" kısmında adın geçecek. Çünkü vefa göstermek hayatımda öğrendiğim en anlamlı duygu. Çok mutlu ettin beni, Rabbim senin de mutluluğunu daim etsin...Sevgilerimle canım...:)))😗😗😗

      Sil
  9. Ne kadar güzel bir hikaye olmuş gerçekten yüreğine kalemine sağlık son söz de tam olmuş yazının sonunda Delirecek kadar akıllı olun, gerisi hallolur ...Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahh canım inan ki yazılanları güzelleştiren yapılan yorumlar. Çok mutlu oldum. Bakalım delirecek kadar akıllı mıyız :))) Sevgilerimle...:)))

      Sil
  10. Kalemize sağlık çok güzel bir yazı olmuş :)
    Sizi takibe aldım bende bloguma beklerim.
    http://yagmur-serhats.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, hoş geldiniz. Mutlaka bloğunuza uğrayacağım...

      Sil
  11. Merhabalar..Yazınızla ilgili yorumu daha önce yapmıştım.Sayfanızda size ulaşabileceğim başka bir yer bulamadım. O yüzden buradan yazayım dedim. Gökyüzünün çocukları yazısını bulamadım. Devamını okuyamadığım için merak ettim nereden okuyabilirim acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O yazımı daha yeni yazıyordum, yanlışlıkla paylaştım. Ama şimdi düzenlemelerini yapıp paylaşacağım. Teşekkürler :)))

      Sil
  12. çakıltaşları demen çok güzel çok :) hadi işallah :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah Deep inşallah bakalım. Teşekkür ederim, sevgilerimle :)))

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gökyüzü'nün Çocukları


  Çocukluk aitliktir. Bir çocuk anılara aittir en çok. Toprağın yağmur sonrası kokusuna, oyunların en heyecanlı anına aittir. Bir çocuk en çok gülümseyişe, evrenden büyük bir kalbe, bir çocuk saf temizliğe yakışır. Ve her çocuk Gökyüzü'nün Çocuğudur en çok.   Bilirim çocuklar kadar bakmaz kimse Gökyüzü'ne. Gökyüzü dargın olduğu kadar dargın değildir kimseye. Çocukları hatırlayın başları hep yukarıdadır. Çünkü alışkındır Gökyüzü'ne o başlar.   Bilmem ki bileniniz var mı; bulutları bir şeylere benzetme oyunu vardı. Bu oyunun bir adı yoktu ama hep oynardık. Biz çok severdik, anlam yüklerdik bulutlara. Oohohohoo ne anlamlar çıkmazdı ki. Ejderhaların olmadığını kim söylemiş. Hadi oradan! Belli ki hiç bulutlara bakmayanlar söylemiş. Mesela biz göre bir çocuk Gökyüzü'nde olabilirdi. Bir kedi, köpekten kaçıp Gökyüzü'ne sığınmış olabilirdi.   Bize göre olabilirdi bunlar ama ne mutluluktu çıkan anlamlar. Hele ki bulutların hareket ettiğine şahit olduğumda ki mutluluk gö…

Yazı'nın Ham Maddesi Hüzün'dür...

Tarih:1 Eylül 2017 Cuma      Saat:Umudu Hüzün Geçiyor


 Kim ne derse desin "Mutlu İnsan" işi değil yazmak. Mutlu insan kayıp değil ki kaybolsun kelimelerde, düşsün yazının iklimine. Kanamaz ki kalemi aksın kağıda. "Mutlu İnsan" işi değil yazmak, kim ne derse desin. Bizde yazarak mutlu oluyoruz o başka tabi.
  Aslına bakarsak mutlu olmak için "Fazla Hüzünlü Bir Dünya"da yaşıyoruz. Ve kabullenmiş insan yazar, dünyanın hüznünü kabullenmiş insan. Hüznü kalemine yüklenmiş insan yazar.
  Kalemimiz, göz kapaklarımızdan yorgun bizim. Uykumuzu da severiz bu yüzden. Ah! uyuması da zor bizlere, uyanması da. Hüznümüzden tek koptuğumuz an uykumuz o yüzden değerli bu denli.
 Anlaşılmak için de yazmıyoruz, dinlenmek için uyumadığımız gibi. Anlatmak için yazıyoruz, anlamayı istemek karşı tarafın yükümlülüğü. Anlamayı bırakın kelimenin naifliğini hiçe sayıp acıtıyorlar. Kalbimizin ağrısı, sancısı bize kalıyor.
 İnsanların acıtmak için söylediği sözleri geçin, öfkelerinin …

En Güzel Yazı(m)

Bir soru peydah oldu içimde. Cevabını hiç veremeyeceğim bir soru. Kendime "En güzel yazımı ne yazacağım? diye sordum.    Dürüst olmam gerekirdi. Sonra kabul ettim hiçbir zaman en iyi yazımı yazamayacağım. Her yazılan bir öncekinden daha iyi olacak. Yeni yazılan daha bir tecrübe kokacak. Önceki hep bir acemi kalacak. Gözlere daha alımlı gelecek yeni yazılan. Önceki gençliğin toyluğunu taşıyacak satırlarında. Tıpkı yazar gibi eğilip, bükülecek; düşüp, kalkacak; gülüp, ağlayacak ama hep daha iyiye gidecek yazı.  Henüz yazılmayanlar en iyi yazımız olacak.   Bilemeyiz, belki en iyi eserimiz ölümümüz olacak. Yaşama yakışır bir ölüm. Belki hayatımızı taçlandıran sanat, ölüm olacak.    Ünlü mü olmak gerekir bunun için; hiç sanmıyorum. İyi bir insan olmak yetmez mi? Ve iyi bir insan kalarak ölmek. Yaşam sanat değil mi zaten? En zor olanı yaşam sanatı değil mi?    Daha yapmadığımız iyilikler en iyi iyiliklerimiz değil mi? Yarın yaşamadığımız en güzel günümüz. Atılmayan kahkahalar en içt…

Koca Aptal

İnsan bir döngü içinde yaşar. Gece-gündüze, kış-bahara, çocuk büyüğe, doğum-ölüme dönüşür. Yaprak toprağa karışır, tekrar yemyeşil açabilmek için. Bu döngüde geçer yaşamı insanın; ölümü unutup, zamanın farkına varmaması için.    Zaman avucumuzdan hızla akan kum taneleri gibidir. Ve çoğumuzun avucunu kapatıp, zamanı durduracak mecali yok. Geçip giden çocukluğumuzu kaybediyoruz. En güzel zamanlarımız geçmişin tozlu raflarına saklanıyor. En masum yanımızı kaybederken avcumuzu kapatmayı akıl edemiyoruz.    Akıl edemediğimiz başka şeylerde oluyor elbette. Mesela kötü insanların okuduğumuz hikayelerde, izlediğimiz televizyon programlarında var olduklarını sanıyoruz. Ama büyümek bize hiç uzakta olmadıklarını gösteriyor. Çocuk aklımızla bir şeylerin geçeceğine inanırken bazı şeylerin hiç geçmediğine şahit oluyoruz. Döngü bize öğretiyor; yaralanarak büyürsün, yaralarını saramadan ölürsün.    Aslında büyümek hepimizde aynı olmuyor. Bazılarımızın sancılı oluyor yaşamı, zaten hepimizin değil b…

Aşık Yazarsa

Güneşli bir gün yine, adın geçti. İçim yaz gibi kıpır kıpır oldu. Eylül aslında ama dünya üzerindeki en güzel baharı açtırdın sen.   Sağlığa da zararlı mısın ne, kalbim bana sorsa atmayacak diye korkuyorum. Öyle günler oluyor ki ellerimi başımın arasını alıp düşünüyorum, ne yapacağım seninle diye. Bazen tam manasıyla seni sevmediğime hükmediyorum, bazense senden başkasını sevemeyeceğime... Tüm dünyaya haykırmak gerektiğine inanıyorum seni ama ölüm gibi sessiz kalmam gerektiğine de inandığım oluyor. Küçük bir çocuğun ayak diretmesi gibi istiyorum seni. Bazende aklı başında bir insan gibi anlaşamayacağımızı bilip böylesi daha iyi diyorum. Aslında en çok "Ayağın takılsa kalbime düşsen..." diyorum.   Yalan yok, sevgilim! Günümün her anı seni düşünerek geçmiyor. Ama seni hiç düşünmediğim günüm oluyor desem de yalan olur.     Senin gerçekliğin siliyor aslında tüm yalanları. Benim yanımda olmamanın varlığını silmediği gibi.    Bizim semt küçük bilirsin. Her sokağa çıkışımda seni görme …