Ana içeriğe atla

Bazı Aşkların Külleri De Isıtır...



  İnsanı yenebilen yegane duygudur, aşk. Belki de aşkı yenen insanı yenemeyebilirdik. Belki de bu yüzden herkes aşka yenilirdi.
  Ve aşk sadece insana karşı duyulmaz. Bazısı  paraya aşık olur. Bazısı arabaya, kıyafete, üne...Bazısı ailesine, bir kadının gözlerine, bir adamın merhametine...
  Paraya aşık olmak bizi aşağılık yapar mı? Aslında maddeye duyulan maddi aşk kölelik yapar hepsi bu. Özgürlüğünüzden çalar. Siz olamazsınız fazla. Madde araçtır, amaç olursa aslıyla çakışır.
  Yani varacağınız durak manevi olmalı, yolculuktaki araç maddi olsun en fazla. Yoksa kaçıracağınız manzaralar çok olur.
  Yanmadan yaşayamazsınız hep yavan kalırsınız bu hayatta. Kül olamazsınız mesela. Isınamazsınız, yanmadan yazamazsınız, yaşayamazsınız bu hayatı.
  Ben yazıya aşık oldum. Yaşadığım şehre aşığım. Mavisi kadar umut eder burada insanlar, dik yokuşlar kadar inatçılar, hırçınlar. Karadeniz gibi ne zaman dalgalanacakları belli olmaz. Ama insanlıkta ve sevda da kül olana kadardır yolculukları. Yorulmazlar, yormazlar kimseyi; insanlıkta ve sevdada sağlamdırlar.
  Velhasıl kelam bazen yazmak, yazılanların okunması ihtiyacını doğurur, bazen aşkın külleri ısıtır. Bazen güneşin gözükmemesi sabah olmadığı manasına gelmez. Bazen blog yazarlarının yazı paylaşmaması; yazmadıkları, hiç yazı paylaşmayacakları anlamına da gelmez.😊😊
  İnşallah iyisinizdir...Şu yaşam denilen okyanusta gemimiz çok hasar alıyor ama yolculuğa devam etmezsek gemiyi yüzdüren su gemiye zamanla zarar verebilir. Yani ya yolculukta diğer gemilerle mücadele edeceğiz ya da yaşamımız olan okyanustan alacağız en büyük darbeyi. İnsan mücadele etmek için yaşar ve en büyük mücadele iyi kalmaktır; "İyi kalın."
  Küllerinizle ısının, zamanı geldiğinde o küllerden yeni bir ateş yakın. Belki sizin değil ama çevrenizdekilerin ısınmaya ihtiyacı vardır...Sevgilerimle...

(Bazı yazılar ortak duygulara yazılır. Bu satırlarda öyle. Hadi şimdi kaldırın kalemlerinizi, ortak acılarımıza...)
 
A.Z.Yazar    

Yorumlar

  1. Son zamanlarda okuduğum en içten yazılardan birisi. Kullandığın kelimeler, seçtiğin tasvirlerle birlikte yüreğimi ısıttı. Bu değerli paylaşımla birlikte zihnimde canlandırdığın şeyler için teşekkür ederim. İyi olmaya çabalamaya devam ediyorum. Umarım sende iyisindir. Saygı ve sevgilerimle. Vesselam...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Hamdolsun her halimize. Hayattaki en büyük çaba "iyi kalmak" olmalı...

      Sil
  2. Fedakarlık yapmadan istediğimize ulaşamayız değil mi :) Ne güzel bir yazı olmuş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle katılıyorum size fedakarlık önemli. Teşekkür ederim sevgilerimle...:))

      Sil
  3. Bazı aşkların külleri ısıtır,bazı aşkların da külleri gönül yakar...
    Aşk Lügatıma girmeyen bir kavram. Paraya aşık olur mu bir insan? Sanki daha çok sevda gibi geliyor ya da para hırsı. Maddi boyuta her ne kadar aşk kavramına inancım olmasa da aşk kavramını yakıştıramıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşkı bilmek belki de evrenin sırrına vakıf olmaktı. İnsanlar aşk haklarını dünyaya hapsediyorlar belki. Ve aşk olmaktan çıkıyor. Çünkü aşk dünyayla kısıtlanınca aşk olmuyor. Teşekkür ederim yorumunuz için...

      Sil
  4. Ne güzel anlatmışsınız. :)

    YanıtlaSil
  5. Öncelikle hoşgeldiniz.Dönüşünüz muhteşem olmuş.Aşkla yazılmış satırlarla karşılaştım.Şimdilik ben de küllerimle ısınıyorum.Sevgiyle kalın, iyi kalın.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşbulduk :))böyle bir yorumla karşılaşmak inanın daha muhteşem. Sevgilerimle...

      Sil
  6. Geri dönmene en çok ben sevindim. Bilesin.. Herkesin aşka ya da aşk dediği şeye yüklediği anlam hep farklı. Her ne kadar tanım aynı olsada... Maddi ya da manevi olsun yeterki gerçekçi velhasıl asıl olsun. Önemli olan bu bence..
    Kalemine yüreğine sağlık.. Hoşgeldin💙

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yoruma da en çok ben sevindim, yorumlarını eksik etmeyesin :))) Sen de güzel anlattın içten, samimi olsun; yeter de artar...:)) Hoşbulduk...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gökyüzü'nün Çocukları


  Çocukluk aitliktir. Bir çocuk anılara aittir en çok. Toprağın yağmur sonrası kokusuna, oyunların en heyecanlı anına aittir. Bir çocuk en çok gülümseyişe, evrenden büyük bir kalbe, bir çocuk saf temizliğe yakışır. Ve her çocuk Gökyüzü'nün Çocuğudur en çok.   Bilirim çocuklar kadar bakmaz kimse Gökyüzü'ne. Gökyüzü dargın olduğu kadar dargın değildir kimseye. Çocukları hatırlayın başları hep yukarıdadır. Çünkü alışkındır Gökyüzü'ne o başlar.   Bilmem ki bileniniz var mı; bulutları bir şeylere benzetme oyunu vardı. Bu oyunun bir adı yoktu ama hep oynardık. Biz çok severdik, anlam yüklerdik bulutlara. Oohohohoo ne anlamlar çıkmazdı ki. Ejderhaların olmadığını kim söylemiş. Hadi oradan! Belli ki hiç bulutlara bakmayanlar söylemiş. Mesela biz göre bir çocuk Gökyüzü'nde olabilirdi. Bir kedi, köpekten kaçıp Gökyüzü'ne sığınmış olabilirdi.   Bize göre olabilirdi bunlar ama ne mutluluktu çıkan anlamlar. Hele ki bulutların hareket ettiğine şahit olduğumda ki mutluluk gö…

Ben De Giderim

Yazar Uyarısı: Herkesin okuması gereken bir yazı değildir. Sadece yüreğini açanlar okusun. Uyarıyı dikkate alın, almalısınız...    Gitmek...Gitmek zordur şu hayatta. Bir kelime ama çok acı demek. Belki veda ama yeni başlangıçlara gebe demek. Vuslatı olmaz bazı gidişlerin bazı yürekler ayrılığı doğar. Hiç aklında yokken kalbine düşer ayrılık. Aklın kabul etmez. Kalp bavulları çoktan toplamıştır ama.   Gitmek, devrim gibidir. İnsanı önce devirir. Sonra ayağa kaldırır. Yaralanan kalpten akan kanlar tecrübe adlı yaralar oluşturur. Yola çıkmak zordur, ya çıktığın yoldan vazgeçmek. Bazen vazgeçişler kazanmaktan zor olur. Dediğimiz gibi; "Bazen vazgeçmek kazanmaktan zordur."   Ben ne zaman giderim? Gider miyim ki? Emin olun giderim. Şimdiye kadar ki gidişlerimin dönüşleri olmadı. Bu nedenle kolay kolay gitmem. Vazgeçmem. Kalbim direttikçe "Dur" derim, "Bekle" derim. Elimden, dilimden, kalbimden geldiğince ertelerim gitmeleri. Dönüşü olmayan gidişlerde ben yarala…

#Mim Hayaller hayaller!

Mimleri çok sevdiğimi söylemiş miydim? Çok seviyorum, belki de bu röportaj okumayı da çok sevmemden geliyor. Mesela bir oyuncu ya da bir yazarı araştırmak istersem röportajlarını okurum hep. Çünkü soruların cevapları iç dünyamızın fısıltıları oluyor. Ve çok güzel bir mim var karşımızda. Beni mimleyen Sevgili Berikanın Günlüğü'ne çok teşekkür ediyorum. Onun cevapları da çok güzel, eğer merak ederseniz bir ziyaret edin bloğunu. Geçelim benim cevaplara; 1) Hayal kurmaktan hoşlandığınız yer ya da zaman dilimi var mı?   Hayal kurma konusunda üst düzey yetenekli olabilirim. Bir otobüsün camına başımı koyduğum anda, yastığı başımı koyduğum zamanlarda hemen hayal kurabilirim. Hatta uyumak için masal okunan bir çocuk olmadım. Şimdi iyi ki de öyle olmuş diyorum. Çünkü çok fazla masal okumak, hani bilim kurgu tarzı oluyor ya onlar hayal dünyasını öldürebilir. Tabi bu bana göre. Eğer bir gün anne olursam çocuğumla beraber hayal kurarım uyumadan önce. Kitap okuma alışkanlığını tabi ki kazandırm…

Her Deli Yazmaz Ama Her Yazar Delidir

Sabahlara uyanmamak, gecelere uyumamak; benim gibi bir adama mı özgüdür. Sabahları ağzında kesif bir sigara tadıyla uyanmayı bir ben mi bilirim. Damağımda bir hissizlikle uyanıyorum her sabah. Bildiğim kadarıyla sigara yüzünden. Öyle bir tatsızlık oluyor ki ilk dişlerimi fırçalıyorum. Macunun tadını almak rahatlatıyor beni. Biraz peynir atıyorum ağzıma sonra. İşte o zaman damağımın tadı geliyor. Bilmediğim kadarıyla da yaşadıklarımdan bu tatsızlık. Bunun için ne yapacağımı ise bilmiyorum. Zaman makinesi olsa yapar mıydım, yapmazdım. Çünkü bu insanlar bir yolunu bulur, zaman makinesini bile mahvederdi. Yani onunda dolandırıcılığı olurdu. Bilmediklerime bir şey yapmayalım o yüzden, geçelim...   Geçelim dedim de bırakmalı mıyım sigarayı? Sigaranın edebiyatı var bana göre. İçki içmiyorum, o yüzden içkinin edebiyatı olmaz. O da bana göre tabi. Sigara böyle kendini yavaşça zehirlemek gibi. Her gün biraz daha zehir. "Her gün biraz daha zehir, yaşamı yaşanılır hale getirir." bu d…

Bazı Biletler Can Kenarı Olur (Yolculuk Anıları 4)

Yorgundu yolcu, yabancı gibi girdi kapıdan içeriye. Sıkıntılı görünüyordu. Gişeye yaklaştı. Sanki telaşlı mı neydi? Kaçar gibi sıkıntılıydı hali.   "Bir bilet, bir bilet cam kenarı değil,can kenarı olsun." dedi. Anlayışla gülümsedi karşısındaki. Ahh şu içine yolculuk edenler, ne de yorgun, ne de korkak, tuhaf ama bir o kadar da umutlu olurdu.   Bileti elinde, bir köşeye yaklaştı. Boştu yolculuk edeceği aracın tüm koltukları. Ne tuhaf aracı sürende yoktu. Böyle olur içe yolculuklar; yolcusu da, hostesi de, aracı kullanan da sen olursun. Kabullenişle kapadı gözlerini. Ne o bir iki damla yaş mı aktı gözlerinden? Sanki dudaklarında bir gülümseme mi vardı? Ya da, ya da bu çelişki umut demek miydi?   İlerlerken yolculuğunda tökezledi bir an sarp kayalara gelmişti, dik yokuşlara, bir yanı güllük gülistanlık kumsallara. Tanıdık bir havası vardı. Tanıdı da tabelada "Çocukluğun" yazıyordu. Rakım, nüfus, km... bunlar yoktu. Dökülen gözyaşı, atılan kahkahalar, çocukluğun t…